Ahh zaman

yüz yılın son çeğreğinde geldim dünyaya, şimdi yeni bir yüz yılın ilk çeğreyindeyim adına zaman demişler bense “ahh zaman”

Reklamlar
Published in: on 28 Şubat 2010 at 23:05  Yorum Yapın  

Renkten renge girdim…

şehirler arası yolculuklar gibiyim, sabah ezanında yola çıkılmış, yol üstü salaş bir lokantanın lezzetinden geçilmiş, yorgun ama turuncuyum…

yürüyorum, yollarım biraz engebeli, taşlı çakılı, bazende düzlük ama ben o baharda açan küçük mavi çicekleri gördüm ya bende maviyim şimdi…

filizleniyor düşlerim geceye sonra dallanır budaklanır sarar beni uyurum sıcaklığıyla, sabah güneşiyle tekrar yeşillenirim yeşilim...

yağmuru çağıran müzikler çalıyor playerda birazdan yükünü boşaltır, demini almış çay gibi tamım, tavşan kanıyım, kırmızıyım…

“hayatını yaşamak” hep mutlu bir cümle gibi kurulurdu “köşeyi dönmekte” öyle, şimdi köşede bekliyorum hayatı, çok ciddiyim çok siyahım…

ilk sigaramı içtim, kendimi yoldan çıkardım artık çoğu şeyi yapabilirim artık sütten çıkma ak kaşık değilim ama halen beyazım…

renkten renge girdim, şimdi tüm duygularımla uyumlu olsun diye griyi seçtim kendime…

Published in: on 28 Şubat 2010 at 23:00  Yorum Yapın  

Adadan aklımda kalanlar

bir rum köyünün sokağındaki son evin bahçesindeydik, maviş gözlü amcanın bize ikram ettiği şarabı yudumlarken gözüm kaydı yaşlılığıma….

Rodostan geliyorlardı doğup büyüdükleri yerleri görmeye, bambaşkaydı tabi onların hikayesi çünkü yurdundan kovulanlardı onlar, mübadeleydi. Hakan Günday da Rodosluydu ama hiç bahsetmezdi romanlarında mübadeleden ben olsam “kinyas”ı bozcaadalı “kayra”yıda gökçeadalı yapardım…

hiç aksatmadan her yıl gelirmiş köyünü görmeye, sokağına uzun uzun bakıp çocukluğundan kareleri alır yanına doğru Rodosa götürürmüş…

Published in: on 28 Şubat 2010 at 21:58  Yorum Yapın